15 Ağustos 2012 Çarşamba

Efsane Kaderi



Bu yazı şimdiye kadar yazdığım yazıların en zoru, heyecanlısı ve güzeli olmasının dışında şimdiye daha sorgulayıcı gözle bakmamı sağladı. Emil Zatopek'i yazmanın nereden aklıma geldiğini söylemem gerekirse; El Mundo Deportivo'nun spor sayfasının en uç köşesinde Emil vardı. Bütün araştırma ondan sonra başladı. Araştırmalar sırasında İsmail Şenol'un blogunu bu yazıyla açtığını gördüm ve artık emindim: doğru konu buydu. İşte yazım keyifli okumalar...

Efsane... Ne kadar da kolay kullanıyoruz bu kelimeyi. Bazen 2 yıl oynamış oyuncuya bazen madalya kazanan sporcuya. Efsane kelimesi anlamını yitiriyor her kullanımda. Emil Zatopek gibi gerçek efsanelere kullanacak sıfat kalmıyor elimizde.

O kadar efsanenin hayat hikayesini okuyun hepsinde bir acı son, içinizi acıtacak bir olay vardır. Emil de 'Efsane Kaderi'ni yaşayanlardan biri. Yazılar yetmeyecek onu anlatmaya, her yazı onu izleyememiş olmanın hüznünü yaşatacak yeniden. Aradan geçen yıllar onun büyüklüğünden bir şey kaybettirmeyecek ancak onu bulmak daha da zorlaşacak. Onu tanımaya çalışan her kişi aynı düşüncelere sahip olacak.

Zlin'de Bata fabrikasının görünümü
Onun hayatının en başına gidelim 19 Eylül 1922 tarihinde Koprivnice'de hayatı başladı. 6 çocuklu mütevazi bir ailenin çocuğuydu Emil. 16 yaşında bir ayakkabı fabrikasında işe başladı. Şehir dünyaca ünlü Bata ayakkabılarının üretildiği Zlin'di. Ve o fabrikada çalıştığı bir gün hayatını değiştirecekti. Fabrikanın spor hocası yarışlara götürecek biri olmadığından 4 kişiyi seçer, bunlardan birisi de Emil'dir. İtirazları, ben güçlü değilim demeleri tek bir cümleyle sonlanır. Spor hocası: Doktor raporu olmadığı sürece o yarışa katılacaksın! Doktora gitme çabaları da yerde kalınca zorunlu da olsa o yarışlara katıldı. Şöyle anlatıyor: "Koşmaya başladığımda kazanacağımı düşündüm ancak 2. olmuştum. Bu yolun başlangıcıydı" Gerçekten de tesadüfler üzerine efsane başarılar inşa edilecekti.

Paavo Nurmi 1924/Paris
Bu başarısından sonra orduya davet edildi hatta albaylığa kadar yükseldi. Yarışlar için düzenli antreman gerekiyordu ve bunun için bir spor kulübüne yazıldı. Bir başka büyük yıldız Fin atlet Paavo Nurmi'nin hayatını okudu. 1944 yılında ülkenin en iyi atleti olmayı başarmıştı. 2 bin, 3 bin ve 5 bin metrede ülkenin rekorlarını eline geçirmişti. Yarışlara kendi hazırlanıyordu. Geceleri kafasında el feneri, ayaklarında ağır botlarla koşması antrenörlerin onunla alay etmesini beraberinde getirmişti. Bu zor antremanlar için "Bu acı erkeklerle, erkek çocuklarını ayıracak düzeyde" demişti. Bu aşırı ve ağır antremanların ona kazandırdıkları sadece ülke rekorlarıyla sınırlı kalmayacaktı.

Almanlar Çekoslavakya'yı işgal ettiğinde bile o Almanların gözetiminde stadyumlarda antremanlarını sürdürüyordu. 1945'de Çekler işgalin kalkmasını kutlarken o çalışmaya devam ediyordu. Günde 100 kere 400 metre koşmak onun başka antreman stillerinden biriydi. Neredeyse bir maraton mesafesi koşuyordu. Tek başına bu antreman bile onu bir efsane yapmaya yetecek düzeydeyken o durmadı. Bu kadar antreman onu 1946 Avrupa Şampiyonası'nda Çek takımına taşıdı. 5 bin metrede 5. olabilse de küçümsenecek bir başarı değildi, ülkenin rekorunu 25 saniye geliştirmişti. Atletizmin 'Dünya Kupası' Olimpiyatlarla tanıştığında ise yıllar 1948'i gösteriyordu. 10 bin metrede altın madalyayı almıştı. Ve inanılmaz olan bu onun ikinci 10 bin metre yarışıydı. 5 bin metrede ise Gaston Reiff'in ardından 2. oldu. Gaston Reiff, Emil'den 1 yaş büyüktür ve kazandığı altın madalya ilk ve tektir onun için.

1948 Londra'da 10 bin metre yarışında
Kendini uluslararası düzeyde ispat ettikten sonra 10 bin metre rekorunu 2 kere kırdı. İlerleyen yıllarda kendine ait rekoru 3 kez geliştirerek kendisiyle yarışmaya başladı. Bir önceki Avrupa Şampiyonası'ndaki 5.likten sonra Avrupa Şampiyonası'nda hem 5 bin metreyi hem de 10 bin metreyi kazandı. Frank Sando gibi bir ismi arkasında bırakmıştı burada.

Ve onun kariyerinin en üst seviyede olduğu yer 1952 Helsinki Olimpiyatları...

1952'de onun başarısının büyüklüğünü anlatabilecek bir olay yaşanır. Yarıştan önce Emil yarışın favorisi Jim Petters'i arar ve bulur. Onunla tanışır. Yarışta 15 km geride kalmışken onun yanında giden Emil "Jim çok mu hızlı gidiyoruz" der "Hayır yeteri kadar hızlı değiliz" cevabından sonra yaşananlar ise efsanevi nitelikte oldu. Emil onu geride bırakarak, hızlandı ve daha da hızlandı. Favori Jim ise kramp ağrılarından yarışı bırakmak zorunda kaldı. Favoriyi tanımıştı Emil ve onu geride bırakmıştı. Eminim ki Jim verdiği cevabın üzüntüsünü ölene kadar yaşamıştır.

10 bin metre, 5 bin metre ve maraton. Toplam 8 gün, 3 altın madalya, 3 Olimpiyat rekoru, yaklaşık 58 kilometre ve tek isim Emil Zatopek! İnanılmaz bir başarı, akıl almaz bir olay. Kelimeler yetersiz kalıyor başarıyı anlatmaya. 

1952'de altın madalya kazandığı 10 bin metre yarışında.
Maraton yarışı öncesinde doktorların koşamazsın demelerine hiç kulak asmamıştı. Birçok gerçek efsanenin hayatını yaşıyordu adeta. Hastalıklar, kazalar onu hiçbir zaman sevdasından vazgeçiremeyecekti. Eşi Dana Zatopkova da 1952 Helsinki'de cirit atmada altın madalyaya ulaşmıştı. Kocası 5 bin metrede son 400 metrede pes etmezken onlar tam bir 'Olympic Family' olmuşlardı. 

Ölümünden 2 yıl önce 1998'de evlilik yıl dönümü kutlarken

18 Dünya rekoru ve 10 madalya. Tam bir şampiyondu Emil. Spora aşıktı. Maraton sevdası ise gerçekten takdir edilecek düzeydeydi. "Yarış kazanmak istiyorsanız 1 mil koşun ama hayat tecrübesi kazanmak istiyorsanız maraton koşun" demişti tarihin en iyi uzun mesafe koşucusu. Maddi şeylere değer vermezdi hiçbir zaman. "Bir insan cebinde parayla değil yüreğinde hayalleriyle koşmalı" sözü yaptıklarının sadece gücünün, ayaklarının eseri olmadığını anlatıyordu. Altın madalyasını Ron Clarke hediye edecek kadar şampiyon kelimesinin anlamını biliyordu ve taşıyordu.

'Çek Ekspresi' denilen günlerini geride bırakıyordu 1952'den sonra. Artık yaşadığı hastalıklar bir efsaneyi daha uzaklaştırıyordu izleyicilerinden. Bu durumuna rağmen 1956'da altın madalyayı korumayı başardı. Bu tüm yaptıklarının ötesindeydi. 44 yaşında bir maraton koşmak başlı başına bir hikaye iken o finişi ilk görendi. 1957'de bir daha koştu maratonda, bu sefer 6. olabilmişti. Son yarışıydı o, artık bırakıyordu. Başarıları, azmi, antremanları hepsi birer ders konusu olmalıydı. Çok özel bir atletti o, atlet olmanın ötesinde şampiyon onun ötesinde de harika bir insan...

Ödüllerinin arasında biri var ki çok çok özel. Pierre de Coubertin Medal. Şu ana kadar bu ödülü kazanan 15 sporcudan biri. Uluslararası Olimpiyat Kominite'si tarafından bu ödüle layık görülen 2. kişi. Ancak o bu madalyayı dahi birine hediye edebilirdi, öyle bir efsaneydi.



Siyasi bir hayatı da vardı Emil'in. Ona hiç yakışmayacak sonuçlar doğuran ancak halkın sevgilisi yapan. Emil Çekoslovak Komünist Partisi'nin bir üyesiydi. Yenilikçi çalışmalar başarısız olunca; yönetime en büyük eleştirileri o yapmıştı. Ve yönetenler yaptıklarını unutmadı. Ağır cezalar aldı. Sokaklarda çöp toplatıldı ona. Onunla beraber yüzlerce kişi sokakları süpürdü. Bunlar yetmedi psikolojik rehabilitasyon amacıyla 6 yıl uranyum madeninde çalışmak zorunda bırakıldı.

Halkın adamıydı.
Ve 22 Kasım 2000 tarihinde aynı gün doğduğu eşine, sevdası atletizme veda etti. Bir efsane daha trajik bir sonla ayrılıyordu bizlerden. Keşke kötü anılar yaşamasaydı ve atletizmle aklımızda kalsaydı. Şampiyon, rekortmen, lider her ne derseniz çok büyük insandı Emil Zatopek... Antremanları yüzünden aptal gözüyle bakan kişilerin yıllar sonra inanılmaz bir deha diyeceği kadar...

Mütevazi mezar taşı



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder