8 Haziran 2012 Cuma

Ruhu Yaşa!


    
    Yeni yeni ilgi çekmeye başlayan Euroleague benim hayatımın önemli bir parçası oldu. Artık atılan şutlarda oyuncuların heyecanlandığı kadar ben de heyecanlanıyorum. Bazen nefret ettiğim bir takım iyi oynadığı için attıkları sayılara deliler gibi sevinebiliyorum. 2 sene önce yeni yeni duyduğum geçen sene izlemeye başladığım Euroleague’in bu sezonunu çok yakından takip ettim. Geçen seneden hatırladığım şeylerden çoğu Fenerbahçe Ülker ile ilgili. Emir Preldzic’in üst üste vurduğu 2 blok ve deplasmanda alınan efsane galibiyetler Euroleague sevgimin başlangıcıydı. Tam da senesinde ilgi duymaya başlamışım bu organizasyona. İnanılmaz anlara, maçlara, sayılara tanıklık ettim birçok Euroleague sevdalısıyla beraber. Neler olmadı ki bu sezon? Spanoulis tek başına şampiyon oldu, Türkiye 3 takımla temsil edildi, harika bir Galatasaray basketbol seyircisi ortaya çıktı, namağlup takım CSKA’yı ezdi geçti aslanlar, Fenerbahçe harika güzellikte bir salonla ilgi çekti, para babası CSKA şampiyon olamadı, NBA lokavtından dolayı yıldız yağmuru başladı, favoriler elendi, kriz içindeki Pana ve Olympiakos Final Four oynadı, 2 temsilcimiz son maçla veda etti ve daha neler neler…
   
    Ukic’in maçı uzatmaya götürdüğü basketi, Gist’in uçuşları, Sloukas’ın bizi yıkan uçuk kaçık üçlüğü, Basile’nin tribünlere uçarak attığı üçlüğü, Teodosic’in adeta topu havaya dikerek attığı şutu, Bo Maccaleb’in herkesin içinden geçerek attığı turnikeleri, Panathinaikos taraftarının ellerini açarak yaptığı “oleeey oleey oley oley” tezahüratını, Galatasaray taraftarının CSKA ile ilgili pankartı, Domercant’ın attığı şutları, Printezis’in şampiyon yapan basketini, Papanikolaou’nun Kirilenko’nun üzerinden attığı sayıları, Kirilenko’nun smaçlarını, Schortsanitis’i 4 kişinin sıkıştırdığı dakikaları, öldü denilen Jasikevicius’un yaptığı inanılmaz işleri, sakatlıktan çıkıp gelen Mirsad’ın yaptığı mücadeleyi, İvkovic’in çaresizce aldığı Dorsey’in harika savunma performansı, Maccabi seyircisinin sarı giyerek oluşturduğu atmosferi, Obradovic’in takımı sıradan azarlamasını, kısmen kısa olan Hines’ın dev adamlara vurduğu blokları, harika geri dönüşleri unutmak imkansız.
    
    Zalgiris-CSKA maçıyla başlayan bu heyecan İstanbul’da düzenlenen Final Four’la sona erdi. Tadı damağımızda kalan bir sezon oldu. Daha da ilgi çekecek bu organizasyonun bir parçası olabilirseniz hiçbir maçı kaçırmayacak ve kendinizi oyunun içinde hissedeceksiniz. Kendimi bu oyunun içinde hissettiğim sürece kalbim O.A.K.A’da, Nokia Arena’da, Sinan Erdem’de, Ülker Sports Arena’da, Gdynia Sports Arena’da, RTL Spiroudome’da, Pala Desio’da, Stechert Arena’da, Iraider Arena’da, Universal Sports Hall CSKA’da, Mediolanum Forum’da, Palau Blaugrana’da, Bilbao Arena’da, Arena Zagreb’de, Paleastra’da, Barış ve Dostluk Spor Salonu’nda, Pionir’de, Madrid’de, Jean Weille’da, Zalgirio’da atacak.

    Euroleague ve basketbolun adaleti kendisini bu sene öyle bir gösterdi ki artık yıldızlar değil birliktelik, takım oyunu, ruh, azim ve mücadele gerekli. Euroleague'in adaleti ve bütün basketbolseverin desteği inanan tribünlerde, günlerce çalışan oyuncuların yanında olacaktır. Seneye daha da NBA ile farkları azalmış, heyecanlı, görselliğin ve mücadelenin ön planda olduğu bir Euroleague'i Londra'da tamamlamak dileğiyle... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder